21 Haziran 2010 Pazartesi

Sürekli bir titreme halindeydi
Elleri ve yüzü zift kaplı serzeniyordu yaşadığı an’dan
Kırılgan bir bakış yöneltiyordu bana doğru
Belirsiz,sıkıntılı ve puslu
Tekrar ediyordu kendine terlerken
ve
Fısıldıyordu kendi kulağına
Ölmeli artık diye.
,
Korkuyorsun biliyorum herşeyden
Kendin,ben ve herkese duyduğun nefreti
İçiyoruz bu gece
Sonsuzluğun bir an’a bölündüğünde
Gördüklerimizi kurcalarken
Kasatura darbeleri iniyor zihnlerimize
Her an bu kokuşmuş beton ormanın bekçileriyken bizler.
,
Rahmini paramparça ediyor ruhu
Terbiyesiz bir sokak çocuğunun dudakları arasından
Dökülen bir sözcüğe dönüşüyor
Karanlığın hapsine hayran oluyorsun biliyorum
Ama gidecek başka yerin yokmu artık
Doğrul ve kendini bu gece ziyan et
Bir kertenkelenin kuyruğunu ısır
Ve kaç kendinden körlük,terli
Vücudunu paramparça ET ...
Karışıklık bitti bir an
Herkes
Birbirini öldürdü
Artık kimse kalmadı burda
Burası
bile yok ki
artık.
,
Telafisi olmayan bir sistemsizlik
Ve istemsiz bakışlar
Donuk
Korku dolu
Gergin
Serildik soğuk betona bir an.
,

Silnmiş düşler.

21 Aralık 2009 Pazartesi

adalet arayan meşru aptal köleliğiniz beni en çok kendimden geçiren,zavallı bakışlarınıza,anaakım ne halt varsa yemeye bayılmanıza ağrıyor saçlarım her geçen salise,anlamları bir bok çukurunda aramanıza kızıyorum belki de en çok,öğüre öğüre gülüyorum pislik içinde sokakların havasını koklayarak bu labirentten bir çıkış aramayı size bırakıyorum,bir anlam bulabilme çabanız acizliğinizden başka bir şey değil çünkü bize artık kalan tek değil milyonlarca ölünün diyetini ödeyebilecek kadar akli dengesizlik...

25 Ekim 2009 Pazar

onlarca yüzlerce binlerce yüz binlerce milyonlarca ölünün üstüne basa basa bugünlere evrilen korkunun,zincirlerini paramparça etmeye düş kurmak...
korku sisleri arasından gelip geçerken ayakların yerden kesildiği an(-ı)lardan bir tutam saklayabilememenin verdiği sıkıntı ile uykuya dalıyordu,darmadağan olmuştu bellek...

12 Temmuz 2009 Pazar

kendimi bu sabah leş gibi kokan bir çöp kutusunda buldum
ellerim bacaklarım kırık
ayağa kalkacak halim sıfırken
e artık vaz geçmeliydi dünya halinden diye düşünürken
boğulduğumu hatırlıyorum şarabın akıntısına kapılıp
ve bir sır olmak istiyordum dünya halinde
dile gelmez bir sır …

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Ziyaret eden her saniye etrafında dolaşan bu sesler ve bükülebilirliği an’ın…

1 Temmuz 2009 Çarşamba

yürüyorum gecenin sisli sokağında
benliğim ayaklarımın altında eziliyor
ve kayıyor yer benliğimin altından
sızarak içime köşede bekleyen orospu
gözlerimin içine bakarak isyan ettiriyor
tekrar tekrar…

kırılganlık faydasız
serzenmek ise tam bir kaybediş
ihtiyaç hareket ve kaçınılmaz bir akış
içine giriyorum gecenin yeniden
her gündüz uyandığımda
korku kayboluyor
ben buharlaşıyor bir an(-ı)da

sorduğunda kızgınlığına
bir tekme atıveriyor kıçına
ve siktir ediyor seni senden
sınırsız olmanı fısıldıyor şeytanlar
ve içine serpiliyor korlar
bir son rahatlama ile bırakıveriyoruz
kendimizi ateşten nehirlere
akan lavların içine dalıp
en derininde kendimizi arıyoruz
yeniden…

3 Haziran 2009 Çarşamba

bütün sorular cevaplanmışlıklarından dolaysız var olamaz/bilinmeyenin büyüsüdür hayatta var eden her bir birimizi.
yıkılamayacak ki belki de hiç orada bile olamayacak düşlerinin arasından kaybolup doğan beden//tekrar ruhuna büründüğünde buluyormu olucak ki benliğini ve kırılmayan bir cam parçasını boynuna dayayıpta yok etmek istediğinde bu çelimsiz et parçasında acı gerçekten eriyip gidebilecekmi sonsuzluğa doğru bir ateş daha yakıp//akarken zihin gittikçe erimekte...

29 Mart 2009 Pazar

" ".
bir imge var olamaz ki artık bu bilgi kanalizasyonlarından akan kan ve para soğuk taş bali kokusu heryerde birbirine çarpıp duran zihinler ve vuran birbirini asker ve siviller,soğuran duman beynimizi dolduran özgürlük kandırmacaları...

4 Şubat 2009 Çarşamba

karmaşa

tanımsızlığın bir "şey" 'i gerçekten tanımlı hale getiriyor olmasının içini boşaltarak düşündüğünde bütün kavramlar aslında olabilirliklerini güçlendiriyorlar fakat bu ikilemlerin zaten en temelde basit düşünme ve sadece fiziksel dünya ile sınırlı kalan insan tanımları/tanımsızları olduğu yatsınamaz.bu düzen ve ya düzensizlik ki ikisi farklı olmaktan ziyade "bir" i var ederler,insanın en temelde varlığını doğadan ayrıştırarak düşünmesi ve kendi içinde yeni farklı doğalar yaratarak doğaya eklemlenmeye çalışmasıdır.sert geçen bir kış'ta barınmadan yaşayamayacağını düşündüğünde insan güdüleri çıkış noktası olarak bir de üst üste biriken teorik ve pratik bir kültür oluştuktan sonra bu günleri yaşamamız şaşılacak bir şey değil.evet insanlar dünyayı köşeli bir yer zannediyolardı ki biz şimdi yuvarlak olarak tanımlıyoruz/tanımsızlıyoruz ki bunu bildiğimiz halde öldüren,kibirli,açgözlü,iktidar//güç manyağı bireyler ve toplumlar olarak neden hala şiddet hayatımızda ki en gerçek olan "şey" ?

1 Şubat 2009 Pazar

yarık

bir düzlem üzerinde ilerlerken
birden bir sıçrama ile
tanımsızlığa doğru düşüyoruz
zaman ve mekan paramparça oluyor
ve her yerde sıkışıp duran
soğuyan taş
birdenbire yavaş yavaş bir
yol'a dönüşüyor
benliklerimizin altında
ve biz bir girdapta sabit
hapsolmuşuz zamana kırılan
derinlerden bir sessizlik yükseliyor
kulakları paramparça eden ses
sonsuzluğa doğru kırılmaya başlıyor
ateşler donuyorlar
sıvılaşıyor bütün katılar
tanımsızlık ve belirsizlik
eğilip bükülebilen an'lar
gerçek olmayan bir gerçekliğin
yanılsamasında kaybolan ben'ler
yürüyünce ucundan düşücekmişim gibi
zihinlermiz sis 'ten ibaret
varlığımız ise sadece bir yarık daha...

18 Ocak 2009 Pazar

kıstırılmışlık
bölünmüşlük
düşler
gerginlik
çiğ lik
serbest lik

doğaçlama
korku
anı kırıntıları
zorluk
acı
gerçekliğin farklı halleri
algı nehirleri
likit olan
ben sen o,biz siz ve onlar yine..
sorunsuzluk,aptallık bir arada yürür.düşünce uğramadımı kafaya aslında en iyisidir bu ki farkında değilsindir gerçekten oturmuşsundur bilmeden kalkmışsındır söylenince emir altında bir ömür harcamış ve harcanmışsındır eğer gerçekten farkında olmadıysan sevgi 'den bi haber sen ve yetiyorsa sana sadece materyal le kısıtladıysan ki eğer bil ki hayat organik bir zaman mekan kurgusudur sadece.
birbirine çarpıp duran her yerde zihinler ve birbirini vuran asker ve siviller,her türlü ayrımıclığı meşrulaştıran otoriter sefiller ve kan kokusu ve para,zorla dayatılan kültür ve kimlik kod ları ve serzenişler ve 'ler...

25 Aralık 2008 Perşembe

sözlerden anlaşılan hiçbirşey yoktu o an da. sadece ruh sızıntısının varlığıydı gerçek olan.akıp giden duygular ve hisler,yoğunlaşan akıntı.yok saymak.yok etmek,yokluk,yok olmak ve yoklukta var olabilmekti...

16 Kasım 2008 Pazar

sıradan

parkta oturan yanlız adam,üstünde eski bir deri mont,ayaklarında evden çıkmadan yeni cila attığı ayakkabıları,gözünde kalın camlı gözlükleri ve elindeki sigarası ile durmuş insanları seyrediyordu.sıradan bir nefes çekiyordu sigarasından her gün çektiklerinden farksız ve etrafında ki sıradanlığa hayran olarak her dakika yeniden nefesi kesilircesine izliyordu ve benliği gölgesine dahi yüz vermiyor çıkıyordu içinden.her şey o kadar sıradandı ki...

saat

zaman buharlaşıp akıyor belleğimden ve ayaklarımın altından bu dünya kayıyor an be an ,çıkıp gelecekmiş gibi benliğim arkamdan seslenip bana dur diyecekmiş gibi,yeter artık kendini daha fazla yorma bunlarla ve bırak kendini nehrin akıp gittiği yerde denize döküldüğü an 'da var etmeyi düşle sadece...

devam ederken...

yola devam ederken merak içindeydim,ne gelecekti bir sonraki adımda kulağıma nasıl bir ses ve bu gözlerimin önünden akıp giden gerçeklik ne kadar değişecek ti?soluk alıp verişlerimden sıyrılmayı düşlediğim bir an da ya gerçekten olsaydı böyle bir şey ve ben hazırmıydım tüm bu düşünceler içinde serzenişlerimle kendimin veya kimsenin kurtarıcısı olabilecek kadar büyülümüydü ki hayat,ben mi unutmuştum yoksa ?

28 Ekim 2008 Salı

o an da.

bir içi içelikten bahsetmek gerektiğinde girdi odaya,tam o an da.. yüzünde ki belirsizlik ve sıkıntı çizgileri belirginleştikçe belirginleşti ve birden ağzının içinden gelen bir sır gibi doğruldu bana doğru ve tam konuşmaya başlıyacaktı ki ellerimle kayarak ordan uzaklaşmayı tercih ettiğimi anladım bende ,biz orada bile değildik aslında,varlığımız kendini yatsıyordu ve her an bir ömür'le birlikte kayıp gidiyordu benliklerimizde,eklemleniyordu dışarda olan içerde ki ile sımsıkı genleşerek çoğalıyordu bölünmeden ve sırtlanarak bütün etrafta ki havayı ...

5 Ekim 2008 Pazar

...

serzenişler bir mevsim ve bir tutam toz.

26 Eylül 2008 Cuma

evrim

bugün varolan sadece ve sadece emir altında olmak,duyumsamamak ya da en azından buna çabalamamak,tahliyesi olmayan bir yöntemler dizisi, şiddet herkesin geleceği olma yolunda artık evriminin sonuna geldi

.

21 Eylül 2008 Pazar

karmaşa yaşa
bir an'da
zihninde
ve
yola
çık

benliğini

rtlanarak
adarub mığıdzay yeş sret
dıt dıt dıt dıt dıt dıt dıt dıt dıt dıt dıt dıt dıt dıt dıt dıt dıt dıt dıt dıt dıt dıt dııııııııııııııııııııt !!!!

his siz leş tir me !

bu sistemin herşeyi his siz leş tir me si dir ul aş tığım ız bir fark ın dal ık mı var ki ? ? ? ?

20 Eylül 2008 Cumartesi

ayaklarımın ucundaki benlik ve kafamın içinde tahminsizce
ve itaatkar bir ben,bir oluş,varlık yitik,anlamlar ise gerçeklik ve bir o kadar sonsuz hissizleştiren
gömülen,beden bir var bir yok ...

teslim.

kendi varoluş sürecinde insan aklını alamayacağını bildiği sorularla ve onlara karşılık geleceğini düşündüğü cevaplarla doldurup doldurup boşaltır.kimisi teslim olur kimiside teslim olmayı bir kenara koyar ve zihnini özgürleştirir.bu noktada kişi belkide kendini daha çok kendi dışından görerek evrimleşebilir zihinsel olarak.
hayat organik bir zaman mekan kurgusudur.

tohum

bir karmaşadır mı bu sürüp giden dünya hali?_

tohum içindeki kaosun sonucunda patlar ve artık büyümeye hazırdır meyve olmaya yaşam olmaya. insan doğaya eklemlenmemiştir ,doğada vardır insan ama insan olmadan önce doğayı tanımlamaktan bahsedemeyiz herhalde.
sanat insanın yabancılaşma sürecinde kendi doğasında yarattığı bir doğaya varış,anne karnına dönüş isteğinin dışa vurumudur sadece ve sadece insan doğanın üstüne bir şey ekleyen ve onu manipüle eden bir yapıya sahiptir.kendi varlığını ayırt edip doğadan kendi doğasında yeniden yapılanan evrimleşen fakat evrenleşemeyen bir zihinsel sonuca varır insan,